I guess Java has a problem with /etc/localtime in Ubuntu.
Unless the /etc/localtime file is a symlink, Java doesn't want to read it. Check out this bug report.
Fazlamesai GalaksiNisan 11, 2008Emre SağlamWeird Java Time problemI guess Java has a problem with /etc/localtime in Ubuntu. Unless the /etc/localtime file is a symlink, Java doesn't want to read it. Check out this bug report. Nisan 10, 2008Emre SevinçAskerlik Detayları - 1. BölümKısa dönem olarak çıktığım yer: Nisan 06, 2008Emre SevinçBir Şeyi Gerrrrrçekten Anlamak: Cem Say, Manuel Blum ve Ian ParberryBilgi İşleyen Makine Olarak Beyin 2008 etkinliğinde dikkatimi çeken konuşmalardan birini de Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Müh. bölümünden Prof. Dr. Cem Say her zamanki eğlenceli ve akıcı üslubu ile gerçekleştirdi. Kuramsal bilgisayar biliminin insan zihnine dair neler diyebileceğine değinen Say’ın konuşmasında benim açımdan kritik kısım, UC Berkeley felsefe bölümünden Prof. Dr. John Searle‘ün Çince odası argümanını ele alması ve buradan “bir şeyi (mesela Çinceyi) gerçekten anlamak ne demektir?” problemine geçmesi idi (söz gelimi bir oda, bir bilgisayar programı yahut çarklardan, motorlardan ve yazıcılardan oluşmuş bir makine Çinceyi gerçekten anlıyor diyebilir miyiz sadece girdi / çıktı performansına bakarak?). Bu konular bağlamında Say’ın konuşmasından daha önce duymadığım iki isim öğrendim, Çince odası argümanına yapay zekâ ve karmaşıklık kuramı açısından yaklaşan ve ‘gerçekten anlamak’ üzerine kafa patlatmış olan: Bunlardan biri Carnegie Mellon üniversitesinden Prof. Dr. Manuel Blum. Blum’un yakın dönem yayınları arasında bulunan “Toward a High-level Definition of Consciousness [PPT]” başlıklı sunumu kuramsal bilgisayar bilimi ve karmaşıklık teorisinden yola çıkarak anlayan (bilinci olan?) bir sistemin sağlaması gereken şartları ortaya koymaya çalışıyor. North Texas üniversitesinden Prof. Dr. Ian Parberry‘nin “Knowledge, understanding, and computational complexity” başlıklı makalesi de yine Searl’ün Çince odası argümanını ele alıp birtakım itirazlar getiriyor bilgisayar bilimleri açısından argümandaki hatalı olduğu düşünülen noktalara işaret edip kuramsal açıdan ‘anlayabilen ve zeki’ sistemler geliştirilmesini engelleyen bir şey bulunmadığını göstermeye çalışıyor. Not: Yukarıdaki eserlerin linklerine ulaşmamı kolaylaştıran Computational Complexity Blog‘una teşekkürler. Nisan 05, 2008Emre Sevinçİstatistikçiler II. Dünya Savaşını Nasıl Kazandı?Gavyn Davies’in The Guardian’da 20 Temmuz 2006, Perşembe günü yayınlamış, “Gavyn Davies does the maths - How a statistical formula won the war” makalesinin çevirisidir *: “Matematiksel çıkarım hakkında sevdiğim bir hikaye anlatacağım. Seviyorum çünkü gerçek olduğu söyleniyor ve II. Dünya Savaşının sonucuna etki etmiştir (her ne kadar küçük olsa da). Bu hikaye, müttefiklerin casusluk şebekesinin başarısız olduğu bir konuda basit bir istatistiksel formülle düşmanın tank üretiminin nasıl tahmin edildiğinin hikayesidir. 1941-42 yıllarında müttefik kuvvetleri ABD ve İngiliz tanklarının Alman Panzer tanklarına kıyasla daha yüksek savaş gücü olduğunu biliyordu ancak müttefiklerin Almanların yeni tasarladıkları IV ve V model tankların yetenekleri konusunda endişeleri vardı. İşin kötüsü düşmanın bir yıl içinde o tanklardan ne kadar üretebileceğini de bilmiyorlardı. Bu bilgi olmadan Avrupa’nın batı cephesi üzerinden işgalinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı konusunda kesin bir fikir sahibi olamazlardı. Problemi çözmenin bir yolu bu soruyu istihbarat servislerine sormak ve onların da gizlice Alman fabrikalarını gözetlemeleri veya savaş alanındaki tankları saymaları idi. Hem İngilizler hem de Amerikalılar bunu denediler ancak istihbarat birimlerinden gelen rakamlar güvenilir değildi ve çelişkili sonuçlar çıkıyordu. Bu yüzden aynı soruyu istatistik uzmanlarına sormaya ve tank üretim tahminlerinin daha hassas şekilde belirlenip belirlenemeyeceğini görmeye karar verdiler. İstatistikçilerin elinde bir anahtar bilgi parçası vardı bu da ele geçrilmiş model V tanklarının üzerindeki seri numaralarıydı. İstatistikçiler, Almanların Alman oluşlarından ötürü mantıklı davranıp tankları üretim sırasına göre numaralandırdıklarını düşündüler. Bu çıkarım doğru çıktı. Bu sayede herhangi bir anda Almanların ürettikleri toplam tank sayısına dair matematiksel bir tahminde bulunabileceklerdi. Temel fikir şuydu: Ele geçirilen tankların üzerindeki en büyük seri numaradan yola çıkarak tüm tank sayısını hesaplamak mümkündür. Alman tankları 1, 2, 3, …, N şeklinde numaralandırılıyordu, N üretilen son tankın seri numarası yani toplam tank sayısı idi. Müttefiklerin beş tank ele geçirdiğini var sayalım ve bunların üzerindeki seri numaralar da sırası ile 20, 31, 43, 78 ve 92 olsun. Bu durumda ellerinde beş elemanlık bir örneklem vardır ve en büyük seri numarası da 92‘dir. Örneklem büyüklüğüne S, en büyük seri numaraya da M diyelim. Çeşitli sayı serileri ile uğraşan istatistikçiler sonunda tank sayısını tahmin etmek için (M-1) x (S+1) / S formülünün yeterince iyi olduğuna karar verdiler. Yukarıdaki örneği ele alırsak bu (92-1) x (5+1) / 5 demektir ve bu da 109.2 sayısına eşitir. Dolayısı ile o esnada üretilen tank sayısı 109 olmalıdır. Bu formülü kullanan istatistikçiler, Almanların 1940 Haziranı ile 1942 Eylülü arasında ayda 246 tank ürettiklerini rapor ettiler. O sırada istihbarat servisi ise aylık tank üretim miktarını 1.400 olarak tahmin ediyordu. Savaştan sonra müttefik kuvvetler Alman üretim kayıtlarını ele geçirdiler, söz konusu üç sene boyunca üretilen tank sayısının aylık 245 olduğunu gördüler, yani neredeyse istatistikçilerin tahminlerinin aynısı ve istihbarat servisinin öne sürdüğü tahminin beşte biri. Cesaretlenen müttefikler batı cephesinden 1944 yılında saldırıya geçtiler ve Berlin’e giden yolda Panzerlerin hakkından geldiler. Ve işte böylece istatistikçiler savaşı kazandı - kendi tahminelerine göre, her oranda.” *: Bu yazıyı makine öğrenme yöntemleri ile ilgili güncel linkleri tararken denk geldiğim istatistikçi Rolf Turner‘ın sayfasında fark ettim. Ekonomist Gavyn Davies, 1976 - 1979 yılları arasında İngiltere başbakanının ekonomi ve politika danışmanı olarak çalıştıktan sonra BBC de dahil olmak üzere pek çok kurumda görev almıştır. Davies bir süredir The Guardian gazetesinde bir sütunda yazmaktadır ve makalelerine buradan erişilebilir. Serbülent ÜnsalPardus Test Süreci'nin Dünü, Bugünü, Yarını
Pardus ekibine katıldığımdan beri pek fırsat bulamıyorum yazmaya. Oldukça yoğun ama bir o kadar da zevkli bir çalışma dönemi yaşıyoruz.
Sorumlusu olduğum Pardus test süreçlerinden bahsetmek istedim biraz. Hem süreçleri çekirdek ekip dışındakiler için biraz daha belirgin kılmak, hem de Pardus Test Takımına ve gelecekteki takım arkadaşlarımıza bir başlangıç noktası oluşturmak için. Pardus ekibinin her üyesinde görebileceğiniz ortak bir özellik mükemmeliyet takıntısıdır. Bazen küçük bir düğmenin yeri ve işlevi için bile saatlerce tartışabiliyoruz. Ancak Pardus'la ilgili değerlendirmeleri okudukça harcadığımız bu zamanın karşılığını fazlası ile aldığımızı görüyoruz. Pardus Test Takımı da bu mükemmelleştirme sürecinin önemli bir parçası olmak üzere kuruldu. Ne kadar yetenekli geliştiricilere sahip olursanız olun, tek başına sorunsuz çalışan parçalar bir araya gelince çalışmak konusunda sorun yaratabiliyorlar. Pardus Test Takımının görevi büyük yapbozu incelemek ve onu kusursuz hale getirmek. Evvel zaman içinde, Pardus 1.0 sürümü öncesinde rootfs in çıkışı ile başlamış test takımı kurma fikri. O zamanki adıyla Resmi Pardus Test Sürecinin (RPTS) kordinasyonunu sevgili Erkan Tekman yürütüyormuş. Lakin zaman içinde iş yoğunluğunun arasında kaybolmuş gitmiş yeni sürümler çıkarken RPTS. Bu gün bu süreç daha geniş bir katılımla ve daha uzun soluklu olarak yeniden canlanıyor. Yeni test sürecini planlarken önce diğer dağıtımların test süreçlerini inceledik. Kendi çalışma metoçlarımızı gözden geçirdik. Geçmişteki deneyimlerimize dönüp baktık. Sonuçta test süreçlerinin 2 ana bölüme ayrılmasına karar verdik. Test takımımız şimdilik birinci bölümde bizlere yardımcı olacak ancak süreç ilerledik takımın içinde çıkacak istekli ve tecrübeli arkadaşlarla ikinci bölümü de bir ekip halinde yürütmeyi planlıyoruz. Birinci Bölüm "Sürüm Öncesi Test Süreci" Sürüm Öncesi Test Süreci alfa sürümünün çıkması ile başlayan ve kararlı sürüm ile sona eren yaklaşık 30 - 60 günlük bir süreçtir. Bu süreç de Alfa , Beta ve RC sürümleri çıktıkça, test takımımız kendileri için hazırlanan test kılavuzunun yardımıyla dağıtımın temel işlevlerini test edecek ve sonuçları test_takımı listesi aracılığı ile bizimle paylaşacaklar. Liste içinde istenilen bilgilerin tamamlanması ile gerekiyorsa hata takip sistemine aktarılacak hata bilgileri ve burada çözümlendikten sonra hatayı bildiren ve tekrarlayan takım üyelerince çözüm onaylanacak. İkinci Bölüm "Düzenli Testler" Bu test süreci yeni kararlı sürümün çıkması ile başlar ve sürüm resmi olarak desteklendiği sürece devam eder. Bu süreçte kendi içinde ikiye ayrılır. "Güncelleme Testleri" ve "İşlev Testi". Bu süreç için öncelikle, test edilen kararlı sürüm ( örneğin Pardus-2007 ) ve o ana kadar çıkmış ara sürümlerin her birinin ( örneğin 2007.1 , 2007.2 , 2007.3 ) yeni kurulmuş birer versiyonuna sahip olmamız gerekir. Her bir testin ardından tekrar bu temiz kurulumlara ihtiyaç duyacağımızdan bu sürümleri sanal görüntü olarak kurmak ( misal VirtualBox ile ;) ) sağlık ve de sıhhat açısından faydalıdır. Bu sanal görüntüleri güncelleme testlerinde kullanacağız. Ayrıca her güncelleme sonrasında kararlı depodan güncellediğimiz düzenli güncellenen bir sanal imaja da ihtiyaç vardır. Süreç genel hatları ile şöyle işler; Test sorumlusu test deposunda bekleyen paketler için bir onay süreci başlatır. Geliştiriciler tarafından onaylanan paketler o anki kararlı depo ve onay alan yeni paketlerden oluşan bir geçici depoya aktarılırlar. Temiz kurulmuş sürümlere bu deponun adresi verilerek sürümler güncellenir. Her güncellenmiş sürüm yeniden başlatılarak temel sistemlerin sağlıklı işleyip işlemediği kontrol edilir. Ardından revdep-rebuild komutu ile ters bağımlılıklardaki kırık paylaşımlı kütüphane dosyalarının varlığı denetlenir. İşlev testi içinse, kararlı depo ile eş zamanlı güncellediğimiz imaj, test için geçici depodan güncellenir ve güncellenen her bir program tek tek test edilir. Testçinin bütün program ve kütüphaneleri bütün özellikleri ile test etmesi bilgi, tecrübe ve zaman açısından mümkün görülmediği için test edilecek olan paketler 4 ana kategoriye ayrılmıştır. Kategorizasyon işlemi halen devam etmekte olup yeterince olgunlaşınca wikiye aktarılacak. Bu kategoriler; Detaylı biçimde test edilecek paketler ( ki bunların nasıl test edileceği ayrıntılı olarak belgelenmiştir ) , Standart biçimde test edilecek paketler ( kurulum ve temel çalışma denetimi yapılır ) , Yalnız kurulum testine tabi tutulacak paketler ve Multimedya paketleridir ( Multimedya paketlerininde nasıl test edileceği detaylı olarak belgelenmiştir ). Bu süreçler Pardus'un dünyada ve Türkiye'de hak ettiği yere gelmesinde önemli rol oynarken bizlere de test takımımızın içinden yeni dostlar ve yeni geliştiriciler kazandıracak. Özgürlük İçin... Nisan 02, 2008Emre SağlamLotus Notes Sametime with Pidgin (or gaim)
If you are one of those who use Sametime under Linux with Meanwhile protocol, and since your Lotus Notes guys upgraded to the 7.X version of Lotus Notes, you probably are having hard time using the meanwhile protocol, because it wouldn't show user status correctly. (Check out the discussion on pidgin ticket #58) There is a fix for pidgin under Windows. (and for Adium for Mac OS X) But for the longest time there was no fix for Linux users because the Meanwhile protocol development stopped (or extremely slowed down) since 2006. Fortunately, the developer of meanwhile, taliesein, decided to patch the protocol library to fix this issue. (But an official version is not released yet...) The patch is in the 1.1.0 branch of the CVS. Here is what I did to patch my meanwhile protocol until an official version is released.
Quick and dirty, not the most elegant solution, but until an "official" version is out, that's the best I can do Happy Sametime :P Mart 30, 2008Emre Sevinç71 Yıllık Podcast: Virginia Woolf’un Sesinden Sözcükler ÜstüneAlan Turing’in ses kayıtlarını ‘kazara’ (!) kaybetmiş BBC’den hazzetmesem de bir başka ustanın, büyük romancı Virginia Woolf‘un 71 yıllık ses kaydını muhafaza ettikleri ve herkesin erişimine açtıkları için sevindim: Virginia Woolf: “Words Fail Me”, 29 Nisan 1937, BBC stüdyoları, “a eulogy to words”, 7:29 “The Wave in the Mind: Talks and Essays on the Writer, the Reader, and the Imagination” kitabı ile beni bu kayıttan haberdar eden Ursula K. Le Guin’e teşekkürler! “İngilizce düşünceyi iletmek için tasarlanmış en büyük dildir.”“İngilizce düşünceyi iletmek için tasarlanmış en büyük dildir.” Ben demiyorum, James Kilpatrick isimli bir gazeteci demiş “Why do we study grammar?” başlıklı makalesinde. Bunun üzerine Language Log sakinlerinden birkaç dilbilimci şaşırdığım bir sakinlik ve güleryüzlülükle Kilpatrick’in makalesindeki saçmalıkları ele almışlar dile ve dil kullanımına dair: The values of “correct grammar” Modesty, hod-carrying, everything but relevance James Kilpatrick, linguistic socialist The non-existence of Kilpatrick’s rule Aklıma Türkçenin “mükemmel, matematiksel, vs. vs.” bir olduğundan bahseden Türkler geldi. Bu Türklerin bir kısmı “Türkçe elden gidiyor, İngilizcenin hakimiyetine giriyor, torunlarımızla anlaşamayacağız, mahvolduk!” derken benzer sözlerin İngiliz ve ABDlilerin bir kısmı tarafından da sarf edildiğinin farkındalar mıdır acaba? Evet, “Eyvahlar olsun, İngilizce elden gidiyor, grameri de bozdular, torunlarımızın konuştuğu İngilizceyi artık nerede ise anlayamayacağız, kültürümüz işgal altında!” diyen ‘yabancı’ sayısı da az buz değil doğrusu. Bu durumda ya eğlenceli bir paradoks ile karşı karşıyayız yahut ‘insan’ dediğimiz canlı türü gittikçe aptallaşıyor yahut… eh, gerisi okura egzersiz olarak bırakılmıştır Mart 29, 2008Emre SağlamEarth Hour on 2008I will be turning off my lights on the March 29th 2008 for one hour at 7:30 pm. Please join me, and many others on this symbolic event to create awareness for global warming. Try to spread the news in your community. Here is a video about EARTH HOUR 2008. Let's help Sydney, Australia to make Earth Hour a global event. |